“GÜNÜMÜZÜN KARA KORSANI DONALD TRUMP’TIR”
ABD’nin Venezuela’ya yönelik baskınını ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun esir alınmasını hatırlatan Yalçın, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Anılan asırlarda korsanlığın nam saldığı denizlerden biri de Karayipler’dir. 17’nci yüzyılın en önemli korsanlık olaylarının kahramanı, Karayipler’de İngiliz sömürgeciliği adına İspanyol hegemonyasını kırmak için çaba gösteren ünlü Amiral Henry Morgan’dır. Henry Morgan’a, ‘Kara Korsan’ ünvanı verilmiştir. Günümüzün Kara Korsan’ı da Donald Trump’tır. Trump; devlet başkanı sıfatıyla adım attığı korsanlık ummanında, yeni bir furya başlatmıştır. Donald Trump; Henry Morgan’dan devraldığı misyonu, sadece Karayipler’de değil, bütün denizlerde Amerikan hakimiyetini sağlamak için kullanmaktadır. Bağımsız ve kişisel korsanlık, Trump trendinde devletlerarası korsanlığa evrilmiştir. ABD bundan böyle en büyük korsan devlettir.”
Yalçın, ABD’nin tutumu karşısında Birleşmiş Milletler’in etkisiz kaldığını savunarak NATO’nun işlevini yitirdiğini ileri sürdü. Açıklamasında şu değerlendirmeleri yaptı:
“ABD’nin korsanlığı, hukuk tanımazlığı karşısında BM suspustur. BM sözcülerinin boğazı düğümlenmekte, nefesleri tıkanmaktadır. İnsanlık vicdanı, yutkunma nöbetindedir. ABD için sıradaki çökülecek ülkeler arasında, kendi çöplüğündeki Küba ve öteki Güney Amerika ülkelerinden sonra Grönland vardır. Grönland’ın bağlı bulunduğu Danimarka bir NATO üyesidir ve bizzat ABD Başkanı Trump tarafından tehdit edilmektedir. ABD’nin gözüne kestirdiği yerlere çökme planları yüzünden, NATO konsepti çökmüştür. NATO güvenlik mimarisi dağılmıştır. Anlı şanlı NATO’nun müessiriyeti, caydırıcılığı ve dayanışması, askeri masallarda kalmıştır.”
“TOPYEKÛN SAVAŞ TEHLİKESİ HİÇ OLMADIĞI KADAR YAKIN”
Semih Yalçın, açıklamasında küresel ölçekte bir savaş riskinin arttığını belirterek, 1962 Küba Füze Krizi’ne atıfta bulundu. Nükleer silahların günümüzde hem caydırıcı bir güç hem de büyük bir tehdit haline geldiğini ifade eden Yalçın, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Topyekun savaş tehlikesi, hiç olmadığı kadar yakındır. Bütün bu gelişmeler, ister istemez, 1962 yılında yaşanan Küba Füze Krizi sırasındaki nükleer savaş riskini hatırlatmaktadır. O dönemde, ABD Başkanı Kennedy ile Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Kruşçev tarafından karşılıklı atılan geri adımlarla beşeriyetin emniyet ve esenliği topun ağzından alınmıştır. Sovyet Rusya Küba’daki, ABD de İtalya ve Türkiye’deki füzelerini sökmüştür. Bugünse nükleer silahlar, caydırıcı birer güç unsuru ve askeri koz oldukları kadar, insanlığın varlığına dönük tehdit olarak dünya gündeminin merkezindedir. Nükleer silaha sahip olmak, bir ülke için varlık ve güvenlik garantisi haline gelmiştir.”
