Isınan gezegenin soğuyan vicdanı – Leicestershire geyiklerinden küresel ısınmanın karanlık verilerine uzanan tanıklık – Doğanın sessiz çığlığı giderek artıyor – Tutku, sabır ve azimle izlenen doğa… ama hızla yok olan türler, artan emisyonlar ve göremezlikten gelen liderler-
Artık başarıya giden yolun üç temel taşının olduğuna kesinlikle inanıyorum: tutku, sabır ve azim. Mesleki yaşamımda ve adeta sarılarak hobi olarak sığındığım fotoğrafçılıkta yıllar içinde gördüm ki, insan sevdiği işi yaptığında hiçbir yük ağır gelmiyor; hatta çoğu zaman o yükü hissetmiyor bile. Tutkusunu mesleğe dönüştürenler için çalışmak, bir zorunluluktan çok hayatın doğal akışına karışan bir mutluluk haline geliyor.Fotoğrafta benim için hep bu akışın ta kendisi oldu. Üstelik günümüzde bilim ve teknoloji bu alanda adeta kol kola ilerliyor. Artık fotoğrafçılık sadece bir sanat değil; en güçlü iletişim dillerinden biri olarak görülüyor.
Adeta renkleri, kültürleri, kimlikleri aşabilen bir evrensel dil. Dünyanın neresine giderseniz gidin, bir fotoğraf “okunabiliyor”, duygu aktarabiliyor, hikaye kolaylıkla anlatabiliyor. Uzmanların dediği gibi, iyi bir fotoğraf kalbe dokunma gücüne de sahip olabiliyor.
Yaban hayatı fotoğrafçılığı ise bu işin sabırla yoğrulmuş en özel alanı – Bazen soğukta, bazen yağmur altında, bazen uçsuz bucaksız bir sessizliğin içinde saatlerce beklersiniz. Çoğu zaman da eli boş dönersiniz… Ama yine de o iç ses var ya, hep aynı şeyi söyler: “Vazgeçme… Sonunda beklediğine değecek.” Çoğu zaman gerçekten de benim açımdan değmiştir. Bir geyiğin sabah sisi içindeki bakışı, bir kuşun beslenme anı, bir yavrunun annesine sığınışı… Bu kareler, doğanın insanla kurduğu en derin bağdır diye düşünüyorum.
Leicestershire geyikleri ve değişen doğa işaretleri – Son 6 haftadır Leicestershire’daki geyik sürülerini takip ediyorum. Her yıl izlediğim çiftleşme dönemindeki davranış biçimlerinde bu kez belirgin bir farklılık var. Üstelik yalnız ben değil, aynı bölgedeki fotoğrafçı dostlarım da aynı değişimi gözlemliyor. Doğanın ritmi bozuluyor, yani alarm veriyor. Ve ne yazık ki bu bozulmanın sebebi artık tartışmaya kapalı: iklim krizi.
Bilimin soğuk yüzü: Türler yok oluyor – Günümüzde gezegenimiz, insanlar için bile yaşanmaz hale doğru ilerliyor. Fosil yakıt emisyonları rekor seviyelere tahminlerin ötesinde hızla ulaşıyor. Dünya hala 2,6°C’lik felaket düzeyinde bir ısınma patikasında adım adım ilerliyor. İklim Eylem Takipçisi’nin 2025 projeksiyonları, yüzyıl sonunda küresel artışın 2,1–2,2°C seviyelerine çıkacağını söylüyor. Bu tabloyu ağırlaştıran etkenlerden biri de ABD’nin Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmesi oldu; Trump yönetimi iklim krizini “aldatmaca” olarak tanımladı ve ülke içindeki iklim politikalarını neredeyse kafasına göre sıfırladı. Sonuç: Trump’ın aksine dünya daha hızlı ısınıyor. İklim krizinin dünyayı her köşesinde kendini hissettirdiği bu dönemde, insanlık hala görmezden gelmeye devam ederse önümüze çıkacak tablo çok acı. Dünya liderlerinin bugüne kadar ortaya koyduğu performans ise maalesef umut vermiyor.Bu yüzden, doğayı sahada izleyen, fotoğrafla belgeler üreten, değişimin ilk sinyallerini gören insanların tanıklığı paha biçilmez.
Makroskobik türlerin %14–32’si risk altında: 2024 tarihli bir çalışma, önümüzdeki 50 yıl içinde 3 ila 6 milyon türün yok olabileceğini öngörüyor.
42.100 tür halihazırda tehdit altında: Bu, altıncı kitlesel yok oluşun hızlandığını gösteren en somut veri.
Afrika orman filleri, Amur leoparları, bazı gergedan türleri ve orangutanlar artık hayatta kalma çizgisinin hemen kenarında.
Antarktika’daki eriyen buzlar, imparator penguenlerin 2100’e kadar tamamen yok olmasına yol açabilir.
Ekosistem zincirleri kopuyor: Bir türün kaybı, bağlı olduğu tüm döngüleri etkileyerek ekosistem çöküşlerine neden olabiliyor.
Örneğin Kanada: Kendini “çevre dostu” olarak konumlandırmasına rağmen, kara mayınlarının üretimi ve çeşitli fosil yakıt projelerinde ikili bir politik tavır sürdürdü ve sürdürmeye devam ediyor. Yani “imaj başka, gerçek uygulama başka.
Çin ve Hindistan: Resmi kaynaklara göre, Hindistan’ın nüfusu 1.463.865.525’e ulaşırken, Çin’in nüfusu 1.416.096.094’tür. Bu durum, Hindistan’ın 2025’te dünyanın en kalabalık ülkesi olacağını göstermektedir. Bu iki dev ülke halen dünyanın en yüksek hava kirliliği seviyelerine sahip. Özellikle Çin, “karbonsuzlaşma hedefleri” açıklasa da kömür santrali lisanslarında rekorlar kırıyor. Bu ülkeler üzerindeki yaptırımlar ise neredeyse yok seviyesinde. Uluslararası sistem, büyük ekonomileri cezalandıracak mekanizmalara sahip değil — tam da bu nedenle büyük aktörler sorumluluk almakta isteksiz bir tavır sergiliyorlar.
Bu veriler duygulardan tamamen bağımsız, sadece bilimin soğuk gerçekleri. Biz fotoğraf meraklıları ise doğanın içinde dolaşırken bu gerçeklerin sıcak yüzünü görüyoruz, daha agresif davranan erkek geyikler, yön değiştiren kuş göçleri, mevsim normallerinin dışında blossoming / açan çiçekler-bitkiler…
Yukarıda kısaca değindiğim gibi ‘Fotoğraf’ işte bu yüzden günümüz dünyasında yalnız bir sanat değil. Tek bir fotoğraf karesi , bazen yüzlerce sayfalık bir rapordan daha güçlüdür. Çünkü genelde görsel tanıklık inkar edilemez ve doğa bize artık yüksek sesle farklı bir şekilde konuşuyor.derdini anlatmaya çalışıyor. Hep dediğim gibi gören ve görebilen gözlere!
Bu nedenle her fotoğraf karemin yalnızca estetik bir değer taşımadığını, aynı zamanda bir tanıklık olduğunu düşünüyorum. Bir bakıma doğanın giderek daralan nefesini kaydediyoruz. Bugün çektiğimiz bir geyiğin, bir kuşun, Anadolu sincabının, bir ördek türünün veya Atlantic puffin / Atlantik deniz papağanının belki yarın dünyada olmayacağı gerçeğini bilerek…
Ve yine de…Bu karanlık tablonun içinde umudu arıyor, bulmaya çalışıyoruz. Çünkü insan sevdiği işe tutkuyla sarıldığında hem hayatı güzelleştirebilir hem de doğanın iyileşmesine katkı sunabilir. Tutku, sabır ve azim belki tek başına gezegenin nefesini de birleştirir.
Toparlarsam doğaya her adım attığımda içimden yine aynı cümle geçiyor: “Asla vazgeçme.”
