– Bradgate Park’ın tarihi taş duvarları üzerine konmuş European Stonechat /Taşkuşu. Aslında benim fotoğraf yolculuğumun da kısa bir özetini sunuyor. Vizörde, Z8’in bana rehberlik eden kılavuz çizgilerini hizalayarak kadrajı tamamladım. Önce kuşun netliğini yakaladım, ardından sahnenin dinginliğini koruyarak o anı sessizce dondurdum. Bu kolaylığı ve hassas kontrolü sağlayabilmem, son altı ayda Nikon Z8 ile edindiğim tecrübe sayesinde mümkün oldu. Böylesi bir teknik imkanı yakalayabileceğimi doğrusu hiç düşünmemiştim, ta ki bu makineyle tanışıp, yüzlerce sayfa teknik detayı okuma ve sahada geçirilen uzun saatlerden sonra o ustalığı hissedene dek.
90’lı yılların başında dijital çağa adım atarken, ilk dijital deneyimimi Nikon D1 ile yaşadım. Renk sorunları yüzünden kısa sürede bırakmıştım. Ancak 2008’de eşimin hediyesi olan Nikon D70 ile dijital fotoğrafçılığa geri döndüm. Ardından beş farklı makine deneyiminden sonra, birçok fotoğrafçı gibi benim için de zirve noktası Nikon D850 oldu.
Bugün ise dijital dönüşümün yeni evresindeyiz. “Aynasız Fotoğraf Makinesi” sistemine geçiş yaparak, son altı aydır Nikon Z8 kullanıyorum. Z8, alışılmış DSLR sistemlerinden farklı olarak; tek tuşla netleme kolaylığı, doğadaki ani değişimlere hassas adaptasyon, olağanüstü netlik ve renk doğruluğu sunuyor. En büyük avantajlarından biri ise sessiz çekim. Bu sayede doğadaki canlıları rahatsız etmeden, en doğal halleriyle kareye alabiliyorum. Sahada çalışırken parmakların düğmeler üzerindeki yerini içgüdüsel olarak bulması da zamanla gelişen bir refleks haline geliyor. Z8 ile sessizce anı yakalamak, fotoğraf tutkumda yepyeni bir boyut açtı.
Filmli makinelerle ilk tanışmam ise babam sayesinde oldu. Henüz çocukken siyah beyaz aile fotoğrafları çekerdim; o zamanlar fotoğraf sadece bir anı yakalama aracıydı. 70’li yılların başından itibaren Asahi Pentax, Canon ve Nikon gibi Japon analog sistemlerini denedim. Ancak gönlüm hep Nikon’da kaldı — ve bu bağlılık, beni bugüne kadar taşıdı.
Londra Hürriyet bürosunda Faruk Zapçı ve rahmetli Onur Belge ile karanlık oda deneyimleri yaşadım. Wembley Stadyumu’ndaki Türkiye–İngiltere Dünya Kupası eleme maçında film yıkayıp baskı yaparak editöre telefon hattı üzerinden fotoğraf göndermek hala hafızamda. Bugünse aynı kareler, maç devam ederken Wi-Fi üzerinden saniyeler içinde telefona aktarılıyor.
Artık fotoğraf benim için sadece bir teknik uğraş değil; bir tutku, bir yaşam biçimi. Geçmişin anılarını, bugünün teknolojisiyle harmanlayarak doğada yeniden anlam buluyorum. Her kare, bu uzun yolculuğun sessiz ama derin bir yankısı gibi.🍁📸 Rıdvan Kemal Ertuğ / Leicestershire / © 2025
